Şirketlere, yatırımcılara ve uluslararası müvekkillere; şirket kuruluşundan ticari faaliyetlerin yürütülmesine, uluslararası yatırımlardan global mobility süreçlerine kadar kapsamlı hukuk ve danışmanlık hizmetleri sunuyoruz.
Uluslararası yatırım, şirket yapılanmaları, göç hukuku ve sınır ötesi ticari işlemlere ilişkin seçilmiş hukuki çalışmalarımızı inceleyin.
Rusya vatandaşı A ile Türk vatandaşı B, İstanbul’da faaliyet gösteren bir limited şirkette yüzde 50’şer pay sahibiydi. Şirketin büyümesiyle birlikte yeni yatırım yapılması, banka hesaplarının kullanımı ve şirket müdürünün yetkileri konusunda ortaklar arasında ciddi görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Taraflardan hiçbirinin tek başına karar alamaması nedeniyle şirketin günlük faaliyetleri etkilenmeye ve bazı ticari kararlar alınamamaya başladı.
Şirket sözleşmesi, mevcut yetki yapısı ve ortakların karşılıklı yükümlülükleri incelendikten sonra taraflar arasında hukuki müzakere süreci yürütüldü. Şirketin faaliyetlerinin devamını sağlayacak geçici yönetim modeli oluşturuldu; ardından taraflardan birinin paylarının diğer ortak tarafından devralınmasına ilişkin şartlar üzerinde anlaşmaya varıldı. Böylece uyuşmazlık uzun süreli bir şirket feshi veya ortaklık davasına dönüşmeden çözümlendi. Türkiye’de limited ve anonim şirketlerin yapısı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında düzenlenmektedir.
Almanya’da faaliyet gösteren X şirketi, Türkiye pazarına doğrudan satış yapmak ve İstanbul’da operasyon merkezi oluşturmak istiyordu. İlk aşamada yalnızca Türkiye’de bir limited şirket kurulması planlanmıştı. Yapılan hukuki değerlendirmede yatırımcının ortaklık yapısı, yönetim yetkileri, sermaye girişi, yabancı yöneticilerin statüsü ve ileride yatırımcı alınması ihtimali birlikte ele alındı.
Yatırım modeline uygun şirket türü ve ortaklık yapısı belirlendi; yabancı şirketin Türkiye’deki iştiraki için gerekli kurumsal kararlar ve kuruluş belgeleri hazırlandı ve ticaret sicili süreci takip edildi. Böylece yatırımcı, sonradan yeniden yapılanmaya ihtiyaç duymadan Türkiye’deki faaliyetlerine uygun bir şirket yapısıyla faaliyete başladı. Türkiye’de yabancı yatırımcılar kural olarak yerli yatırımcılarla aynı şartlarda şirket kurabilmekte ve Türk Ticaret Kanunu’ndaki şirket türlerinden yararlanabilmektedir.
Birleşik Arap Emirlikleri merkezli X şirketi, Türkiye’deki Y şirketinden düzenli olarak ürün satın almak üzere uzun süreli bir ticari ilişkiye girmeyi planlıyordu. Tarafların hazırladığı ilk sözleşmede teslim koşulları, ödeme tarihleri, ayıplı ürünlerin sonuçları ve sözleşmenin sona erdirilmesine ilişkin hükümler yeterince açık değildi. Özellikle yüksek tutarlı avans ödemesi yapılacak olması yabancı şirket açısından önemli bir risk oluşturuyordu.
Sözleşme imzalanmadan önce metin bütünüyle incelendi; ödeme ve teslim mekanizması yeniden düzenlendi, tarafların sorumlulukları somutlaştırıldı ve temerrüt hâllerine ilişkin hükümler açık hale getirildi. Müzakereler sonucunda taraflar revize edilen sözleşme üzerinde anlaşarak ticari ilişkiye başladı. Böylece uyuşmazlık henüz ortaya çıkmadan önce sözleşmesel risklerin önemli bölümü giderilmiş oldu. Türkiye’deki ticari şirketler ve ticari ilişkiler Türk Ticaret Kanunu ile, sözleşmesel ilişkiler ise başta Türk Borçlar Kanunu olmak üzere ilgili mevzuat çerçevesinde yürütülmektedir.
Ukrayna vatandaşı A, Türkiye’de kurulan yabancı sermayeli bir şirketin ortağı ve müdürü olarak ticari faaliyet yürütüyordu. Şirket kuruluşunun tamamlanmış olması nedeniyle ayrıca çalışma iznine ihtiyaç bulunmadığı düşünülmüş; ancak yabancının şirket içerisinde fiilen yöneticilik faaliyeti yürüttüğü ortaya çıkınca çalışma statüsünün ayrıca değerlendirilmesi gerekti.
Şirket yapısı, yabancının ortaklık oranı, görev ve temsil yetkileri incelendi; uygun çalışma izni başvurusu hazırlanarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı nezdindeki süreç takip edildi. Başvurunun tamamlanmasıyla birlikte yabancının şirket içindeki fiilî faaliyeti ile Türkiye’deki hukuki statüsü uyumlu hale getirildi. 6735 sayılı Kanun kapsamında, kanunda veya uluslararası anlaşmalarda açık bir muafiyet bulunmadıkça yabancıların Türkiye’de çalışmadan önce çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti almaları gerekir; çalışma izni aynı zamanda geçerlilik süresi boyunca ikamet hakkı sağlar.
Özbekistan vatandaşı A hakkında İstanbul’da yürütülen bir ceza soruşturması nedeniyle kamu düzeni gerekçe gösterilerek sınır dışı etme kararı verildi. Ancak soruşturma henüz sonuçlanmamıştı ve müvekkil hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmuyordu. Müvekkilin Türkiye’de uzun süredir ikamet etmesi, ailesinin burada bulunması ve dosyadaki somut olgular birlikte değerlendirildi.
Sınır dışı kararına karşı süresi içerisinde idare mahkemesinde iptal davası açıldı ve kararın dayandığı gerekçelerin müvekkilin kişisel durumu bakımından yeterli olmadığı ortaya konuldu. Yargılama sonucunda sınır dışı işlemi iptal edilerek müvekkilin Türkiye’deki hukuki statüsünün korunması sağlandı. Sınır dışı kararları 6458 sayılı Kanunun 52-60. maddeleri çerçevesinde düzenlenmekte; 54. maddede karar sebepleri, 55. maddede ise hakkında sınır dışı kararı alınamayacak kişiler yer almaktadır.
Rusya vatandaşı A, Türkiye’de taşınmaz sahibi olması nedeniyle uzun süredir kısa dönem ikamet izniyle yaşamaktaydı. Eğitim ve ailevi nedenlerle belirli bir süre Türkiye dışında bulunmasının ardından mevcut ikamet izninin iptal edildiğini öğrendi. İdari işlem değerlendirilirken yabancının Türkiye’deki taşınmazı, önceki ikamet geçmişi ve yurt dışında bulunma sebebine ilişkin belgeler incelendi.
İptal kararına karşı idari başvuru ve devamında yargı süreci yürütüldü. Müvekkilin Türkiye’deki ikamet amacının devam ettiği ve dosyanın kişisel koşulları dikkate alınarak yapılan hukuki değerlendirme sonucunda idari işlemin hukuka uygunluğu yargısal denetime taşındı ve süreç müvekkil lehine sonuçlandı. Kısa dönem ikamet izinleri 6458 sayılı Kanunun 31-33. maddelerinde düzenlenmekte; taşınmaz sahibi yabancılar ile ticari bağlantı veya iş kuracak yabancılar da bu kapsamda ikamet iznine başvurabilmektedir.
İran vatandaşı A, İstanbul’da iki ayrı taşınmaz satın alarak yatırım yoluyla Türk vatandaşlığı kazanmak istiyordu. Taşınmazlardan birinin daha önce yabancı bir kişi tarafından vatandaşlık başvurusunda kullanılmış olabileceğine ilişkin tereddüt bulunması nedeniyle satın alma işlemi yapılmadan önce tapu kayıtları ve yatırımın vatandaşlık mevzuatına uygunluğu incelendi.
Risk taşıyan taşınmaz yatırım kapsamından çıkarıldı ve uygun bulunan taşınmazlar üzerinden süreç yeniden yapılandırıldı. Satın alma, gerekli tapu şerhlerinin oluşturulması, uygunluk belgesi ve vatandaşlık başvurusu aşamaları takip edilerek süreç tamamlandı. Mevcut uygulamada taşınmaz yoluyla vatandaşlık için en az 400.000 ABD doları veya karşılığı tutarında taşınmaz edinilmesi ve tapu kaydına üç yıl satılmama şartının işlenmesi gerekmektedir.
Irak vatandaşı A’nın babası Türkiye’de iki taşınmaz ve bir banka hesabı bırakarak vefat etti. Mirasçılar farklı ülkelerde yaşıyor ve Türkiye’deki malvarlığının nasıl intikal ettirileceğini bilmiyordu. Ayrıca yabancı ülkede düzenlenen ölüm ve nüfus kayıtlarının Türkiye’deki işlemlerde kullanılabilmesi için gerekli belge ve tercüme sürecinin tamamlanması gerekiyordu.
Yabancı mirasçıların Türkiye’deki mirasçılık ve malvarlığı işlemleri ayrı ayrı değerlendirildi; gerekli yabancı belgeler temin edilip usulüne uygun şekilde Türkiye’de kullanılabilir hale getirildi. Mirasçılık belgesinin alınması, taşınmazların tespiti, banka nezdindeki varlıkların belirlenmesi ve intikal işlemleri birlikte takip edilerek Türkiye’deki malvarlığı mirasçılar adına sonuçlandırıldı. Sınır ötesi miras dosyalarında uygulanacak hukuk, malvarlığının türü ve bulunduğu ülkeye göre ayrıca değerlendirilmesi gerektiğinden, her dosyanın kişisel ve malvarlıksal yapısı ayrı incelenmelidir.